Hazır Ata’yı Unutmamışken

Diken de batar. Parmak da kanar. Ölür de kişi. Sonraki buluşmalar için.

Bir gün bana bir şey oldu. Kendimi hafif hissettim. Ağırlıksız olduğumu sandım. Aman deyip geçiştiriverdim. Yattığım yerden kalktığımda demir ızgaralı tahta pervazlı pencereden ileride tanıdık olmayan sıradağları gördüm. Ardı deniz olmalı ki iyot kokusu vardı etrafta. Potinlerimi giydim. Üstüme kalınca siyah bir parka aldım. Dışarı çıktım. Soğuk yüzü kesmesine rağmen küçük kar birikintilerinin üzerinde oynayan çocuklar vardı. Kimisi kasketli baldırı çıplak, kimisi güzel elbiselerle giydirilmiş saçları yapılı kimisi de uzaktan izleyen heybeli çocuklar…
“Girin bakayım içeri, üşüyüp hasta olacaksınız,” desem de takmadılar beni çok. Güldüler sadece. El salladılar. Ben de onlara el salladım. Belki de beni anlamamışlardı ama gülümsemeleri yeterliydi benim için, varsın anlamasınlardı. Yürüdüğüm ince uzun sokakta benim gibi bir sürü insan vardı. Kimi yaşlı, kimi genç, kucağında bebekli kadınlar kendi yollarında yürüyordu. Nereye gideceğimi biliyormuş gibi istifimi bozmadan devam ettim. Çardak balkonlu küçük bir evin önüne geldiğimde durdum. Evin çatısından sarkan üzüm salkımlarını, bahçesindeki meyve ağaçlarını ve iki koca köpeği görünce aradığım adresi bulduğumu anladım. Bahçeye girince köpekler de yerlerinden kalkıp yanıma geldiler. Ses çıkarmadan sevdirdiler kendilerini. Kapıyı çaldım. Bir kaç saniyeye açıldı.
“İşte buranın da bu güzelliği var. Herkese ayıracak bolca zaman var. Hoş geldin. Geç içeri.”
“Siz Atatürk müsünüz?”
“Mustafa’yı tercih ederim.”
“Ömrüm boyunca sizinle tanışmayı bekledim.”
“Desenize ömrünüz buna ifa etmedi.”
Güldük. Konuşmaya devam etti.
“Nasıl buldunuz burayı?”
“Bilmiyorum sanki hafızama kazınmış gibiydi. Çok zorlanmadım.”
“Ne güzel. İçinizi ısıtması için birer kadeh?”
Bakarken öyle mavi bakıyordu ki ateşin kavı halt etmişti yanında.
“Çok isterim.”
İki suyu karıştırdı ve ab-ı hayatını elde etti kendi dediğine göre. Bardakları masaya koydu. Konuşmaya başladı.
“Biliyor musunuz? Ben de bugün öldüm.”
“Biliyorum,” dedim. “Sizi tanıdıktan beri, bugün benim gibi insanlar da yaşadıkları süre boyunca öldüler.”
“Abartıyorsunuz beyefendi,” dedi. “Ben bugün gerçekten öldüm. Buraya gelmeden önce neredeydiniz hatırlar mısınız?”
“Evet, Ankara’da. Evimde.”
“Artık orası sizin eviniz olmayacak biliyorsunuz değil mi?”
“Fakat? Nasıl bilebilirsiniz ki bunu?”
“Hiçbiriniz, hiç bir şey yapmayıp binlerce emekle oluşturulmuş cumhuriyetimizi kollamadınız. Rakısından yudumladı. Neyse geçti artık.” Bardağını kaldırdı. “Zor ama güzel olan geçmiş günlere,” dedi.
“Üzgünüm dedim. Utanç içindeyim karşınızda.”
“Sizi suçlamak bize bir şey kazandırmayacak. Ayrıca siz sadece kalabalıkta bir damlaydınız. Suçunuz olsa olsa deniz olmaya çalışmamanız olur. Beni sevmeyebilirsiniz. Beni istemeyebilirsiniz. Ama size bıraktığımız bu memleketi koruyamamak… Onca kişinin borcunu böyle mi ödeyecektiniz?”
“Ben ne diyeceğimi bilmiyorum, haklısınız.”
Durulduk bir müddet. Ama sadece bir müddet.
“Bakın,” dedi. Bu rakıyı niye içerim bilir misiniz?”
“Sıkıntılarınızla baş başa olduğunuz için mi?
Sesi keskinleşti.
“Hayır! Ben sadece en güzeli olduğuna inanırım rakının. Asla yalnız olduğum için içmedim bunu. Çünkü hiç yalnız olmadım. Vatandı benim ailem. Halktı evlatlarım. Lakin siz beyefendi, siz yalnız olduğunuzu düşündüğünüzde en büyük hatayı yaptınız. Siz ve sizin gibi vatan evlatları hiç yalnız değildiniz ama bunu göremediniz. Şimdi. Rakınızı bitirdiyseniz gidiniz. Görüyorum ki yapacak çok işiniz var.”

Gözlerimi açtım. Doktorlar başımda eğilmiş beni inceliyorlardı. Sanırım geri gelmiştim ölümden. Yarım kalan işi hep beraber birlikte başarmak için.

Bugün matem günü, yas günü, en azından bizim için böyle. Cumhuriyet’imizin kurucusu son yüzyılda yetiştirdiğimiz en önemli dehamız Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü kaybetmemizin 78. Yıl Dönümü. Sadece her yıl dönümünde değil her gün özlemle andığımız şu zamanlarda birlik ve beraberliğimizi pekiştirmemiz gerektiğini hatırlamakla yükümlü olan bizler, onun önümüze tuttuğu ışıkla her türlü karanlıkta aydınlığı yakalamakla mükellefiz. Seni saygıyla,minnetle,özlemle anıyoruz ve açtığın yolda gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğimize and içeriz.

Leave a Reply