günlük tadında vol.2

Size de olur mu hiç? Ben bazen bedenimden ayrılıyorum sanki. Uzaktan bakıyorum kendime. Tahminimce sağ üst köşemden. Her bakışımda ne kadar değiştiğimi görüyorum. Zaman geçtikçe bambaşka bir insana dönüşüyorum ve dönüştüğüm şeyden hiç ama hiç memnun değilim. Duvarlar var sanki etrafımda. Uzaklaşıyorum herkesten. Birileriyle konuşmayalı sanki yüzyıllar olmuş gibi. Konuşmadan duramayan ben, sessizleşiyorum giderek. Karşımdakileri dinlememeye başladım. Önemsemiyorum. Önemsemedikçe daha da yabancılaşıyorum. Yabancılaştıkça da yalnızlaşıyorum. Ve ben yalnız kalmaktan nefret ederim.

Bigadiç’ten Balıkesire taşındığımızda 5 yaşındaydım ve beni ana okuluna gönderdiler. Bigadiç’te arkadaşları rahmetli Fadime Nine ve Birgül Teyze olan ben yaşıtlarımla ilk kez orada iletişim kurdum. Ama yine de en iyi arkadaş tercihimi üst komşumuz Münevver Teyze’den yana kullandım. Sonrası okulda koca bir tenefüs ve tek başına tavaf edilen bir bahçe: yalnızlığın 5 yaş yorumu. Şimdiyse sanki Ankara okul bahçesi olmuş da ben upuzun bir tenefüsteyim.

https://www.youtube.com/watch?v=zuBXXnAtrfM

günlük tadında vol.1

Eveet, uzun zamandır geçirdiğim en yoğun haftanın sonunda bu hafta sonu kaçamağı nasıl iyi geldi anlatamam. Bir yerlere gidiyor olmak bile yetti moralimi düzeltmeme. Tüm hafta bölüm yemeği için uğraştım, hocalarla insanlarla teker teker görüştüm, mekanı ayarladım. Bir yandan da bölümde kısmi zamanlı öğrenci olarak çalıştığımdan sekreter ablaya yardım etmeye çalıştım. Geçen hafta sonu ACM Hacettepe ile gittiğimiz Bolu Kampından beri durmadan konuşunca insanın ses telleri feryat figan bağırıyor, lütfen sus, nolur biraz konuşma diye. Bunlar olurken bir de salı günü canım ciğerim Bilgeciğimin doğum gününü organize etmeye çalıştım. Hadi o da bitti derkeeen ön dişim isyana kalktı, yeter ulan senden çektiğim biraz da sen acı çek diyerek 3 gün boyunca durmadan ağrıdı. Ağrıya dayanamayan vücudum dudağımı şişirerek arada bir tampon bölge oluşturdu da biraz rahatladım. Bursa dönüşü kanal tedavisi olacak dişim. Bir insanın ön dişine kanal tedavisi mi yapılırmış ya! Tabii bunca ağrıdan yoğunluktan ötürü çalışamadığım vizem için rapor aldım lakin her klasik Türk eğitimcisinin klişeleşmiş birkaç sözünden biri olan “mazeret sınavı yaparım ama hem klasik hem daha zor sorarım ona göre!” yüzüme fütursuzca savruldu. İşte o an artık şişmiş dudağımın, bölüm yemeğinin, günlerdir ağrıyan dişimin, bitmeyen işlerin ağırlığı gözyaşları olarak fışkırdı içimden. Cidden çok sinir bozucu bir şey diş ağrısı. Neyse ki ben o çok şanslı azınlıktayım. Her zaman yanımda olan insanlara sahibim. Öyle ki o halde doğum gününü kutlamayı unutmasam bile mazur görecek, gelip sıkıca sarılabilecek, ne rica etsem hemen yardımcı olacak muhteşem arkadaşlarım var. Dişçiye yalnız göndermemek için dersinden çıkıp koşa koşa yanıma gelen, bölüm yemeği için para yetişmeyecek diye korkarken arkadaşlarını toplayan, her zaman yanımda olduklarını hissettiren insanlardan bahsediyorum burada. Çok şanslı bir insanım ben. En zor anlarımda kafamı kaldırdığımda bana elini uzatmış bir sürü insan görebiliyorum karşımda. İyi ki varsınız hepiniz!

eksik

Ben bu dünyada eksiktim hep. Yetemedim bir şeyleri anlamaya. Asla bir yere ait hissedemedim kendimi. Her anım yarım kaldı hayatta. Sevinçlerim, hüzünlerim, öfkelerim… hepsini eksik yaşadım. Hayatım hep filmler veya okuduğum kitaplardaki gibi olsun istemişimdir. Belki de kafamda kurduğum dünya fazla mükemmel kaldı yaşadıklarım yanında. Ama bu benim suçum değil ki. Hepsi lanet olasıca güzellikte filmlerin ve kitapların suçu. Oysa ben istemez miyim bir yere evim diyebilmeyi, mutluluğu hüznü en içlerime kadar hissetmeyi. ama olmuyor işte. Benim de bu dünyadaki çilem bu galiba. Hep eksik kalmak.

kaçsam mı bırakıp?

Hiç bu dünyaya yetmediğiniz hissine kapıldınız mı? Hiçbir şeye yetişemeyip oyundan atılmaktan korktunuz mu? Kafamda milyonlarca düşünce dönüyor. Sanki annem mahalledeki arkadaşlarıyla gün yapıyor kafamın içinde. Kocaman bir gürültü içindeyim. Ne kendimi duyabiliyorum ne de başkalarını anlayabiliyorum. Hiçbir şey tam değil. Hissettiklerim, gördüklerim, düşündüklerim. Güne meyveli yoğurtlar yiyerek başlamaya karar verdim bu arada ve vücudumdaki lekeler artmaya başladı. Her gün lekelerimi gördüğüm zaman stres yapacak bir olayım da kalmadı geçerler yakın zamanda diyip duruyordum ama bugün lekelerimin daha da arttığını gördüğümde kendime kocaman bir bok çukurunda boğuluyorsun da haberin yok deme cesaretini gösterebildim. Öyle ufak şeyler beni darmaduman etme başarısı gösteriyor ki ben bile şaşırıyorum bu ani ruh değişimlerime. Düşünemez, hissedemez oldum. Sürekli bir şeyleri çözmeye uğraşmaktan yoruldum artık. Bir şeyler düzenlemekten, planlar yapmaktan bıktım. Günlerce uyusam arınamayacağım yorgunluklarım var. Yapmacık insanlardan, her şeyi ben bilirimcilerden, kendinden başka kimseye saygısı olmayan bencil insanlardan, kendine saygısı olmayan aptal insanlardan, çıkarcılardan hepsinden bıktım! İnsanlara kendimi anlatmaktan yoruldum. ‘Acaba bunu yanlış anlarlar mı?’ ‘Ay şunu şöyle yapayım da sorun çıkmasın.’ ‘Şunu haber edeyim de kızmasın.’ İçimdeki son tahammül kırıntılarını da tüketiyorum yavaş yavaş. Dönüşeceğim şeyden korkmasam bu kadar da üzülmem aslında. Aman, ne kadar yazsam da böğrümdeki ağırlığın geçeceği yok. Burada keseyim ki sizleri de bu yazdığımı okuma azabından kurtarayım. Hadi eyvallah!

Kendinizden en emin olduğunuzu düşündüğünüz konuda tereddüde düşerseniz hayatınızın dinamikleri dinamitleri olurlar ve sırayla patlamaya başlarlar. İstediğiniz sandığınız bu düzensizlik felaketiniz olur ama ağlayamazsınız. Çünkü şaşkınlık hüzünden baskındır. Kendinizi yanıltmışsınızdır işte. İnsan kendine hayal kırıklığı bağışlayabilir mi? En alasını bağışlar hem de. Kendine bile güvenemezseniz kiminiz kalır ki geriye? Kimseniz kalmaz. Ve o an hayatın dibine ulaşır insan. Nefessiz kalır, ağlayamaz yine de. Ağlanmaz çünkü, şaşkınlık hüzünden hep baskındır.